27 Nisan 2008 Pazar

Modemler: Soft mu, Hard mı?

Son 1,5 senedir işlemci hızlarının çok hızlı bir şekilde yükseldiğini görmemek mümkün değil. Artık 1,5 GHz işlemcileri doğal görmeye başladık bile. Peki, işlemcilerin bu kadar hızlı gelişmesinden faydalanan oldu mu? Oyunlardan profesyonel 3D uygulamalara, veritabanı uygulamalarından DVD’ye pek çok örnek verilebilir ama konumuz modemler. İşlemcilerin hızındaki artış Conexant (Rockwell), Lucent, 3Com gibi modem yongaları yapan firmaların işine yaradı. Modemin üzerinde bulunan bazı donanım bileşenlerinin yaptığı işleri, yazılım yoluyla işlemciye yaptırmaya başlamaları, modem kartı üretiminin maliyetini, dolayısıyla genel sistem maliyetini bir miktar düşürmeye başladı.


Donanım üzerinden yapılması gereken işlemleri, yazılım yoluyla işlemciye yaptıran modemler – genel ifade ediliş şekliyle "software" veya "soft" modemler - piyasada mantar gibi türedi, fiyatlarından dolayı çok tercih edilir oldu ve sonuçta soft Modemler bazı anlam kargaşalarını, daha da önemlisi birkaç sorunu beraberinde getirdi.


Aldığımız modemlerin üzerinde ne işe yaradığını bilmediğimiz HCF, HSF, HSP gibi ifadelerin ne anlama geldiği, "soft mu yoksa hard modem mi?" gibi sorulara adam akıllı cevap veremediğimiz şu günlerde anlam karmaşası çok fazla. Her kafadan bir ses çıkıyor. Bu yazıda, "Software ve Hardware Modem nedir? HCF – HSP gibi ifadeler neyi ifade ediyor? Modemin ‘hard’ veya ‘soft’ olup olmadığını nasıl anlarım? Her USB modem, soft modem midir? Soft modem deyince ne ifade etmek istiyorsunuz?" gibi soruların hepsine cevap vermeye çalışacağız.


SOFT MODEM NEDİR?


İlk başta, olayı temelden ele alalım ve "software modem veya soft modem nedir?" sorusuna cevap vererek yazıya bir giriş yapalım. Bütün modemlerin çalışması için "temel" olarak şunlara ihtiyacı oluyor:


• DSP ( Digital Signal Processor – Sayısal Sinyal İşleme) Ünitesi


• Denetçi (controller)


• PC ile haberleşebilmesi için uygun bir arabirim (PCI gibi)



Normalde, bu işlemlerin hepsi 2-3 donanım entegresi tarafından yapılabiliyor. Gelişen işlemciler sayesinde, donanım entegrelerinin yaptığı işlemler, yazılım yolu ile işlemci tarafından yapılabiliyor. İlk etapta "denetçi" yonganın yaptığı işlemler yazılım bağlantıları yoluyla işlemciye yaptırılmaya başlandı ve "controllerless" olarak tabir ettiğimiz denetçi yonga taşımayan modemler piyasaya çıktı. İşte Software Modem kavramı buradan geliyor; bir entegre tarafından yapılabilecek bir iş, maliyet düşürmek açısından yazılım yolu ile işlemciye yaptırılıyor. Daha sonra bizim üreticiler olayı abarttılar ve modemin kalbi sayılan DSP ünitesinin görevini birkaç yazılım katmanı sayesinde işlemciye aktardılar ve bu sefer, "harbi soft modem" kavramı ortaya çıktı.


Software modemin genel olarak açıklanması bu şekilde. Olayın farklı yönleri de var. Conexant, eski adıyla Rockwell, software modemlerini iki guruba ayırmış: HCF ve HSF şeklinde. HCF’nin tanımını yaparak, biraz da software modemlerin özelliklerinden bahsedelim.


HCF teriminin açılımı Host Controlled Family (Türkçesiyle ana sistem işlemcisi tarafından denetlenen modem ailesi). Yani modem üzerinde "normal" şartlarda olması gereken denetçi entegrenin yaptığı görevleri işlemciye yaptıran modem ailesine verilen genel isim. Modemin kalbi sayılan DSP ünitesini yine üzerinde barındırıyor. Tek yongalı, PCI Software modem olarak genel bir tanım da yapılabilir. HSF tanımını yapmadan önce, PCTel’in HSP terimini açıklamak gerekiyor. İşte o vakit HSF’nin de açıklamasını yapmış olacağız. Zaten HSF ile HSP’nin aynı kategoride olduğunu; sadece farklı firmaların aynı şey için verdiği farklı isimler olduğunu unutmayın.


HSP’nin açılımı, Host Signal Processing. DSP ( Digital Signal Processing ) terimine ne kadar çok benziyor değil mi? Tahmin edeceğiniz üzere bu sefer DSP ünitesinin yapacağı işlemleri, bilgisayarın ana işlemcisine yazılım yoluyla yaptırıyor ve maliyeti daha da düşürüyor. Bu konu ile bulduğum dokümanlarda okuduğum kadarıyla, DSP ünitesinin yapacağı işlemleri, ana işlemciye yaptırırken, o anda işlemcide kullanılmayan komutların görev yaptığı söyleniyor. Ne kadar mantıklı bilinmez. Ama, düşük hızdaki Pentium MMX ve Pentium II işlemcilerde (166MMX – P-II 233 gibi), işlemci kullanımın %50 civarına kadar çıktığını da söylemeyi ihmal etmiyorlar.


PCTel’in HSP modemlerinin Conexant versiyonu HSF oluyor. Buradan, Conexant’ın soft modemlerinin iki guruba ayırdığını, HCF modemlerin, HSP veya HSF modemlere göre daha başarılı olduğunu ve HCF’nin işlemci kullanımının çok daha düşük olduğunu anlamak zor değil. Tabii sonuçta soft modem oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Aynı şekilde Motorola’nın SM-56 Modemleri de HSP türünden. Yine, Lucent ve 3Com firmasının ürettiği ve üzerinde donanım denetçileri bulunmayan modeller de var. Lucent’in ürettiği ve LT Winmodem yongasını taşıyan modemlerin de software tabanlı olduğunu ama işlemci kullanımın HSP veya HSF tabanlı bir modem kadar fazla olmadığını da belirtmek gerekiyor.


Dikkat ettiyseniz, soft modemlerden bahsederken, işlemlerin hep yazılım yoluyla yapıldığından söz ettik. Soft modemler için yüklediğiniz sürücüler, bilgisayarınız ile modem arasında bir köprü oluşturuyor ve tüm işi sürücüler ile, yani yazılım yoluyla hallediyoruz. Eee, o zaman bu sürücüler siz modemi kullanmadığınız zaman neden aktif olsun? Eğer bu işi yazılım hallediyor ise, modemi kullanmadığınız zaman sürücüler de aktif durumda değildir. Modem üzerinde olması gereken denetçinin yapacağı işi yazılıma devrettik. Demek istediğimi fazla uzatmadan hemen söyleyeyim: Hani, Internet’e bağlan komutunu verdiğinizde bilgisayarınız 1-2 saniye donuveriyor ya, işte bu donma anında, modeminizin sürücüleri işlemcinizle irtibata geçiyor. Dikkat ederseniz bir de bağlantıyı keserken aynı donma olayı oluyor. Bu konumda ise, sürücüler işlemciye elveda diyor. Interenet'e bağlı olduğunuz sürede genelde bu donma olayı olmaz. Bakın genelde lafını kullandım. HCF bir modem yani DSP ünitesi olan bir modem kullanıyorsanız, Internet’e bağlı olduğunuz sürede bir donma yaşayacağınızı sanmam. Amma ve lakin, HSP türünde, yani DSP ünitesinin görevini işlemciye yaptıran bir türden bir modeminiz var ise, bağlantı kurulmuş halde iken bazen kısa süreli donmalar yaşayabilmeniz olası. Örneği ben vereyim de siz düşünün: HSP modemle Internet’e bağlıyken, MP3 dinliyorsanız, bir taraftan ICQ açıksa, bir ton program açıksa, izin verin de birazcık donma olsun. Ama HCF modeme sahipseniz, donma olacağını sanmam. Çünkü modem çalışırken, işin büyük bir bölümünü zaten modem üzerinde bulunan DSP ünitesi üstleniyor.


Bir de bellek meselesi var. Denetçili modemlerin çoğunda RAM bulunuyor. Bunun amacı hem hatta bağlı kalma becerisini artırmak, hem de online oyunlarda tampon bellek vazifesi görmek. Hatta bu yüzden bazı markalar bazı modemlerini "gaming modem" diye adlandırıyor (örneğin US Robotics); böyle bir modem sınıfı yok ama denetçi ve belleğin online oyunlarda sağladığı avantajı bir pazarlama vasıtası olarak kullanıyorlar. Modemler arasındaki bu soft ve hard ayrımının farkına varan kullanıcılar arttıkça bazı firmaların da (örneğin Hayes) bugünlerde denetçili modemlerinin kutularında bunu özellikle vurguladıklarını ekleyelim.

Yazılım olayına dalmışken, soft modemler için bir tane daha önemli avantajdan bahsedeyim. Hardware veya kısaca hard modemlerde, yeni standartlara uyması açısından EEPROM bulunur. Örnek isteyecek olursanız, hani Türkiye’ye bir zamanlar giren harici veya dahili (ISA) USRobotics modemler X2 standardındaydı ve bu modemleri V90 standardına terfi etmek için bir FLASH programını kullanarak gerekli dosyalar ile güncelleme işlemini yapıyorduk. Güncelleme işlemi sırasında bir hata oluşursa modem kullanılmaz hale geliyordu… Hard modemler için dezavantaj olan bu özellik, soft modemlerde bir avantaj. Firmware (BIOS diye de adlandırabilirsiniz) deyince hemen aklımıza, silinebilir ve tekrar yazılabilir özel bir bellek içerisine yazılan bir programcık akla geliyor. Evet öyle. Ama soft modemler için tanımı biraz farklılaştırıyoruz. Soft modemler için firmware, modem ile bilgisayarınız arasında kurulan bir köprü. Ama bir tür sürücü. Yani yanlış yükleyince bozulmuyor; risk almıyorsunuz. Yanlış yüklerseniz eğer, modem çok çok çalışmıyor. Doğru sürücüleri ve firmware’i yükleyince paşalar gibi çalışmaya devam ediyorsunuz.

Olay yazılım, yani sürücüler üzerine kurulu olduğundan bazı uyumsuzluk problemlerinin de beraberinde gelmesi olası. Soft modem, neredeyse tümüyle sürücülerin kalitesinin üzerine kurulu. Yani bir uyumsuzluk söz konusu olduğunda suçlanması gereken ilk bileşen sürücüler oluyor. Soft modem kullanıyorsanız eğer, sürücüler sizin için çok önemli, bunu unutmayın. Doğal olarak marka da önemli konuma geliyor.



USB MODEMLER SOFT MODEM Mİ?

Yeri gelmişken bir konuya daha değinelim. "USB modemler, hard modem midir, soft modem mi?" En başında seri porta takılan tüm harici modemler ve ISA modemler hard modem mi onu cevaplamak lazım. Harici ve ISA modemlerin çoğunda hem DSP hem denetçi var; bu yüzden bunlar hard modem. Ama hepsinde olacak diye bir şart yok. Harici veya ISA modemde de denetçi veya DSP yoksa soft sınıfına girebilir. USB modemlerde de durum aynı. Bazılarında denetçi var, bazılarında yok. Niso bu konuda biraz sert davranıp, "o donma meselesi 1-2 saniye de sürse, beni rahatsız ediyor" diyor ve denetçisi ve/veya DSP ünitesi bulunmayan modemleri "soft" sınıfına sokuyor. Arada keskin bir ayırım yapmakta haklı görülebilir; sonuçta denetçi ve DSP ünitesi içerenlerin daha başarılı olduğu açık.

Haber guruplarında, USB modemler ile sorun yaşayan arkadaş birçok arkadaş var. Tartışırken ilginç bir nokta dikkatimi çekti. Sorun yaşayan arkadaşların USB modemlerinde kullanılan entegre genelde Rockwell HCF yongalı. Yani, sorunların yazılımsal tabanlı olduğu çok bariz bir şekilde belli. ELSA MicroLink 56K USB modem ile yaptığım uzun denemelerimde ben bir sorun yaşamadım. Sorun yaşayan sadece bizim arkadaşlar değil. Yabancı haber guruplarında da benzer bir çok şikayet var.

USB modem yongası üretimi konusunda, Lucent’in Rockwell’e göre daha iyi olduğunu belirtmek istiyorum. Sürücü konusunda da daha iyi. Yabancı haber guruplarında modem alacaklara Lucent yongası olması öneriliyor şiddetle. Rockwell’in (Conexant) problemlerinden bıkan arkadaşlar var yani.

UCUZ ETİN YAHNİSİ


Yazının başında, soft modemler ile birlikte birkaç anlam karmaşasının ve sorunların da geldiğinden bahsetmiştik. Sanıyorum anlam karmaşalarına yeterince değindik. Sorunlardan bahsedelim biraz da. Fazla bir sorun yok aslında. Bahsedeceğimiz birkaç konu daha olacak.


Piyasada 15-20 dolara satılan modemler genelde Conexant’ın HSF, PCTel’in HSP veya Motorola’nın SM-56 modemlerindendir. Bu tür modemlerin, minimum P166MMX bir bilgisayarda kullanılması öneriliyor. Bu tür bir bilgisayarda, bahsettiğimiz türden modemler kullandığınızda hattan düşme, sürekli donma, mavi ekran durumlarıyla karşılaşabilirsiniz. Internet’e bağlanırken ve bağlantıyı keserken donmalar haricindeki sorunları giderebilmeniz mümkün. Mavi ekranlar, uyuşmazlıklar ve hattan düşme problemlerinin bir kısmı sürücülerden kaynaklanıyor. Sürücü güncellemesi bütün dertlerinize ilaç gibi gelebilir. Aldığınız modemin üreticisinin Web sitesine uğrayarak, güncelleştirilmiş sürücüleri bulmanız mümkün. Ama 15-20 dolara satılan no-name modemlerden aldıysanız, bu dediklerimizi unutun. Conexant, Lucent gibi üreticiler modem üretmiyorlar. Modem yongası üretiyorlar ve üreticilere satıyorlar. Üreticinin sitesini bulamıyorsanız şansınız azalıyor. Ama bu üreticiler kendi yongasını taşıyan modemleri için "generic", yani marka bağımsız, genel sürücüler de çıkarıyor. Bunlar için;


http://members.cnx.net/reboot/modems/
http://www.56k.com
http://www.lucent.com
http:/www.windrivers.com


adreslerine giderek şansınızı deneyin derim. Türkiye’ye gelen modemlerin bir çoğu Türkiye hatlarına göre optimize edilmiş sürücüleri beraberinde getirmiyor. Kendi ürünleri için, Türkiye hatlarına uygun sürücü geliştiren veya geliştirmeye çalışan çok az firma var.


Bizim telefon hatları biraz parazitlidir ya, öyle her yerde her modem adam akıllı çalışmaz. İlla ayarları biraz mıncıklamanız gerekiyor. Uygun Init Stringler ile birkaç ayar çekmeniz gerekiyor. Dikkat ettiyseniz, dolaylı yoldan hatta düşme problemlerine ve bağlanma sorunları geldik. No-name modem alan kişilerin en çok şikayet ettiği konudur hattan düşme problemi. Hattınız kötü ise ve modeminiz yüksek hızlarda bağlandığında hattan düşüyorsanız, bağlantı hızınız düşürmek işe yarayabilir. Bir diğer sebep ise ISS'lerden kaynaklanabilir. Mesela, eğer bağlandığınız ISS, V.90 standardını düzgün takip etmeyen ekipmana sahip ise - ki bu mümkün - V.90 standardında bağlanmanız size sağlıklı bir bağlantı sunmayabilir. Dolayısıyla, bazı yerlerde K56FLEX bağlantı şeklini kullanmak, daha stabil bir bağlantı kurmanızı sağlayabilir.


Bazen Windows, Internet bağlantısında belli bir süre aktivite olmayınca, "yahu bu bağlantı artık gitti, koparayım şunu, fatura şişmesin" gibi kaygılara kapılıyor. Ve doğal olarak bağlantıyı kesiyor. Windows'un bu şekilde hattı koparmasını engellemek için, modemin "Data Terminal Ready Delay" parametresi (‘init string’i, Türkçesiyle başlangıç komutlarından biri) olan S25'i attırıyoruz. Normalde 5 olan bu parametre 60 yapılırsa, modemin aktivite olup olmadığını kontrol etmesi 5 saniyeden 60 saniyeye çıkıyor. Bu rakamı 255'e kadar attırabilirsiniz. Bu tür ayarları vakti zamanında "Modem Optimizayon Rehberi" adlı yazımızda sizlere anlatmıştık.

SON SÖZ

Kafanızdaki, Software-Hardware Modem konusundaki sorularınıza birazcık ışık tuttuğumuza inanıyorum. Her ne kadar gelişen sistem alt yapısıyla birlikte software-hardware modem konusundaki tartışmalar birazcık dinmiş olsa da, ortada gerçekler var. Bunları size tarafsız bir göz ile anlatmaya çalıştık.

Yeni Nesil Network Kavramları Üzerine

Yeni nesil network dediğimizde çoğumuzun kafasında belki de bilim-kurgusal unsurlar canlanıyor. Aslına bakarsanız yeni nesil network dediğimiz olgu telekominikasyonun yüz yıllık evriminin bizi getirdiği noktadan başka bir şey değil. Ayrıca, orta ya da yeni çağda yaşamış bir insan gözüyle bugüne baksak zaten hepimiz bir bilim-kurgu filminin aktörleriyiz.

Bugün, pazar düzeni daha çok tüketicinin yön kazandırdığı bir düzen. Günümüzde talep tamamen servislerin niteliğine, ne zaman, ne şekilde yayıldığına ve gereksinimlere göre şekilleniyor ki, her ne kadar bu bize doğal gözükse de, bunun aslında tüketicinin profesyonelleşmesi sonucu ortaya çıkan bir olgu olduğunu biraz düşününce anlamak hiç de zor değil. Hatta bunun bize doğal gözükmesinden çıkaracağımız sonuç, bizimle birlikte içinde yaşadığımız toplumun da bu profesyonelliğe ciddi bir adım attığı olmalı. Bu noktadan yola çıkarak da bugün herhangi bir üreticinin, satıcının ya da servis sağlayıcısının hangi kaygıları güttüğünü kestirmek de oldukça kolay. İster yıllardır pazarda faaliyet gösteren, yeri sağlam, köklü bir şirket olsun, ister yeni faaliyet göstermeye başlamış, bir pazar payı edinmeye çalışan ‘agresif’ bir küçük şirket olsun, her kesimin kaygısı müşteriye yeni bir servisin ya da bir ürünün nasıl pazarlanacağı, eş zamanlı olarak da tüketicinin vazgeçemediği mevcut servis ya da ürünlerin pazarlanmaya devamında nasıl bir tutum izleneceği yönünde. Tabii bu yazdıklarım mahallenizin bakkalının, manavının, kasabının tutumuyla pek de örtüşmüyor olabilir ;-)

Yarının network teknolojileri ve bu teknolojileri sunan servisler tıpkı bugün de olduğu gibi kurumsal bazda üretimde ve hizmetlerde artışı sağlamayı amaçlayacak, ev kullanıcısının da çeşitli açılardan sosyal hayatını şekillendirmeye devam edecek. Bugün itibariyle temelleri çoktan atılmış Virtual Private Network (VPN), yerden ve zamandan bağımsız olarak e-mail alıp gönderme, dosya şekillendirmesi ya da transferi, videokonferans (mobil bazda düşündüğümüzde bunu görüntülü telefon olarak ele almak yanlış olmaz) gibi olanaklara sahip olacağız, hatta bunlardan bazılarına önceleri Laptop’lar sonraları ise daha mobilize bir kavram olan PDA’ler aracılığıyla sahip olmaya başladık bile. Tabii bilişim teknolojilerine kıyısından köşesinden bir şekilde bulaşmış olan insanlardan çoğu için bu söylediklerim artık pek de ütopik görünmüyor. GPRS bu duruma güzel bir örnek teşkil ediyor. Başta GSM telefonlarını (ABD’de CDMA, Japonya’da ise Docomo) sadece konuşma ve SMS için kullanırken, sonra cepten internete uzanan körü olan WAP 1.0’la (Wireless Application Protocol- Telsiz Uygulama Protokolü) tanıştık, şimdiyse renkli ve kaliteli görüntü aktarımı yapabilen WAP 2.0’dan ve multimedia uygulamalarında daha fazla hızı sağlayan GPRS’den bahsediyoruz. Üstelik yakında GSM de tarihe karışacak ve 3. nesil iletişim standardı olan UMTS cebimize girecek.

Bunların hepsi iyi güzel, ancak dünyanın çoğu ülkesinde bütün bu uygulamaların gerektirdiği altyapı ya yok, ya da yeni yeni yapılandırılmakta. Internet’in yıllarca süren evriminden sonra dahi dial-up bağlantılar bir kenara, dünyada yaygın olarak kullanılan DSL teknolojilerinden mesela ADSL bile asimetrik up-/downstream yapısından dolayı örneğin bir video-konferansı verimli bir şekilde gerçekleştirmekten çok uzak. Tabii bu, yeni bağlantı türlerinin ortaya çıkmak zoruda olduğu (belki de çıkar, kimbilir), bunların da öncekiler gibi dallanıp budaklanacağı anlamına gelmiyor, ancak wired ya da wireless LAN/WAN’lerde bir bant genişliği artırımına sürekli olarak gidilmek ya da sürekli yeni nesil protokollerin/filtrelerin geliştirilmek zorunda kalınacağı da kesin. Günümüzde servis sağlayıcıları dünün teknolojileriyle hizmet vermekten dolayı kullanıcıların isteklerini, ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaklar. IT sektörü, böyle kısıtlı olanaklarla nitelik açısından pozisyonlarını iyileştirmeye çalışıp, bir yandan da mevcut gelirlerini korumaya ya da ek gelir elde edecek yeni yollar bulmaya çalışan servis sağlayıcılarıyla dolu. Bu bağlamda yeni nesil network tanımını şu şekilde yapabiliriz: Gelecekteki her türlü iletişim uygulaması ve servisler için altyapı sağlayabilen, aynı zamanda yarının IP trafiğinin gereksinimlerini karşılamak için gerekli olan ölçeklenebilirliği sunabilen, diğer yandan da pazarın gereksinimlerini, pazarın istediği şartlarda karşılayabilecek uysallığa, esnekliğe sahip olan bir yapı.

Hiç bir zaman olmadığı gibi, bu sefer de ortaya bütün bu gereksinimleri karşılayabilecek tek bir teknoloji ortaya çıkmıyor tabii ki. Örneğin bugüne bakarsak, WLAN (Wireless LAN-Telsiz yerel ağ) ve Bluetooth’un yaygın olarak kabul gördüğüne tanık oluyoruz. WLAN altında ise iki teknoloji öne çıkıyor: HomeRF ve Wi-Fi (IEEE 802.11). Bu iki teknolojiden özellikle Wi-Fi’nin yoğun bir destekçi kitlesi var: Apple, Dell, Elsa, AMD, Alcatel, Ericsson, IBM, Cisco Systems, Intel gibi dünya devleri Wi-Fi standardını destekliyorlar. Bu firmalar ve daha niceleri, WECA (Wireless Ethernet Compatibility Alliance) adı altında bir organizasyon oluşturdular. Tahmin edebileceğiniz gibi, HomeRF ve Wi-Fi’nin örnek teşkil ettiği çeşitli teknolojiler, farklı ağ iletişim kapasitelerine, farklı rekabet yeteneğine, farklı ekonomik parametrelere sahipler. İlk bakışta

yine bir eş güdümün yakalanamadığı hissi uyansa da başta da değindiğimiz gibi, bugünün tüketicinin yön kazandırdığı ekonomik düzeninde atılımın, rekabetin, hizmet kalitesinin farklı standartların karşı karşıya durmasından geçtiği malum.

Bir kaç yıl öncesinde başlayan süreçte telekom servislerinin tanımı ve alanları bir hayli değişti, gelişti. Örneğin ülkemizde önceleri PTT varken, çeşitli gereksinimlerden dolayı (en azından buz dağının görünen kısmı böyle) PTT’nin telefon departmanı Türk Telekom yapısı altında ayrıldı. Bu gereksinimlerden bazıları önce TURNET sonraysa TT-NET gibi dial-up omurgalarının oluşturulması, bunları takiben Kablo-Net, en son ise ADSL sistemlerinin oluşturulmasıydı, çünkü internet gibi bir yapı herhangi bir telekom şirketinde başlı başına bir alt grup gerektiriyor. Oysaki eski düzende telekomünikasyon bir alt gruptu, böyle bir sistemle devam edilmesi pek mümkün değildi. Tabii Türk Telekom’un ya da T’si düşmüş PT’si kalmış PTT’nin nasıl ve ne kadar ilerleyebildikleri sorusu başlı başına ayrı bir tartışma konusu, bu yüzden o konuya pek girmiyoruz ;-) Yukarıdaki örneğimizde olduğu gibi Internet başlı başına bir değişim, bir de bu farklılaşmaya iletişime bağlı olarak değişen iş çevresini de katarsak, bu devinimin devamlılığı ve sağlığı açısından iletişimin bugün itibariyle son noktası olan Network konseptinin gelişiminin de önemi yadsınamaz.

Tellallarla, elçilerle, posta güvercinleriyle başlayan telekomünikasyon, Thomas Edison’dan bugüne değin muazzam bir evrim geçirdi. İşin daha da ilginç yanı, teknolojiyi sorunlarımızı çözmek amacıyla geliştirsek de, ‘bant genişliği’ denen kavrama bu gün ihtiyaç duyduğumuz kadar başka hiç bir zaman ihtiyaç duymadık ki, bu da çözüm geliştirirken yeni düğümler attığımızın, ya da bundan sonra her türlü atılımda ideali yakalama sürecinin daha da uzayacağının en güzel kanıtı. Ancak bu gün itibariyle endüstrinin ihtiyaçları göz önüne alınırsa, yeni nesil network konseptleri ve bunlarla birlikte gelecek olan kaliteli servisler, daimi olmasa da bir çözüm olacak gibi görünüyor

İşlemcimizi Tanıyalım

Bilgisayarımızda kullandığımız işlemcinin niteliklerini, işlemciyi komple sistem olarak satın aldıysak Overclock edilmiş olup olmadığını nasıl anlayabiliriz veya işlemcimizin standart çalışma voltajı kaç olmalı ? İncelememizin temel hareket noktası bu konular olmakla birlikte,işlemcilerin düzgün çalışmasına sıcaklığın etkisini ve ufak bazı iyileştirmelerle sistemde kararlı bir çalışma ortamının sağlanması konularına da değineceğiz.

Evimizde ya da işyerimizde kullandığımız bilgisayarların işlemcilerinin çok büyük bir kısmı 4-5 şirket tarafından üretiliyor.Kişisel bilgisayar piyasasında AMD ve Intel şirketleri piyasanın neredeyse bütün talebini kendileri karşılıyor.Via 'nın Cyrix işlemcileri ve Apple'ın kendi bilgisayarlarında kullandığı PowerPc işlemcileri ise bu incelememizin dışında kalan diğer ürünler.


Kullandığımız işlemci ile ilgili kimi bilgilere extra bir yazılım kullanmadan ulaşabilmekle birlikte,kimi bilgilere de gerek üreticilerinin sağladığı tablo ya da ufak programlar veya 3. parti programlarla ulaşabilmekteyiz.İşlemcimizi tanımak için 2 ana yol mevcut,bunların biri daha basit,ötekisi ise daha riskli.İşte başlıyoruz..


İşlemcimizi Tanıyalım - (Kolay ve risksiz yol)


İşlemcimizi tanımanın en kolay,zahmetsiz ve risksiz yolu bilgisayarı açmaya,soğutucu çıkartmaya gereksinim duymayan yazılım yoludur.Hem Intel,hem de AMD kendi sitelerinde işlemcilerini sorgulayıp temel bazı bilgileri kullanıcıya sunan ufak programlar içerir.


Intel'in sağladığı Processor Frequency ID Utility programı vasıtasıyla işlemcinizin o anki çalışma hızını ve fabrika çıkışı ayarlanan çalışma hızı arasında bir fark olup olmadığını (fark varsa overclock sözkonusudur) tespit edebilirsiniz. Intel'in işlemci tanıma programını indirmek için bu adresteki download linkine tıklayın..

AMD'nin sağladığı program ise, işlemcinin overclock edilip edilmediğini bize bildirmiyor. AMD'nin programını da bu adresten indirebilirsiniz: Bununla birlikte her iki şirketin sağladığı program da kendi işlemcilerinin CPUID'sini (ürünün işlemci ailesi,model ve revizyon (stepping) numarasının sırasıyla yazılması sonucu ortaya çıkan kod) , birinci ve ikinci seviye tampon bellek miktarını ve işlemcinin x86 komut setine ek olarak desteklediği diğer komut setlerini MMx, SSE/SIMD, 3DNow!, 3DNow!-2 gibi) gösterebilmektedir. Şu konuya açıklık getirmekte fayda var, bu programlarla edindiğimiz CPUID bilgisi kedi başına işlemci ile ilgili bütün bilgileri bize sunmaz, ve bir sistemin overclocklu olup olmadığını belirleyemez. Bu konuya yazının devamında tekrar değineceğiz.

MMX komut setini hem Intel,hem de AMD (AMD Intel'e lisans bedeli ödeyerek) işlemcilerinde kullanmaktadırlar. Günümüzde x86 komutlarına temel bir ek olan MMX komut setini tamamlayan komut seti ise Intel için SSE/SIMD (single instruction multiple data-tek komutla çok veri işleme),AMD için ise 3DNow! komut setleridir. Bu son komut setlerini destekleyen yeni grafik kartları ve sürücüleri ile yazılımlar sayesinde sistemden daha iyi bir performans alınması mümkündür (533mhz'lik MMX destekleyen Celeron ile 533Mhz'lik hem MMX,hem de SSE/SIMD destekleyen Celeron arasında,yazılım ve görüntü kartı destekliyorsa hissedilir bir fark tecrübe edilir)


Yazılımla işlemci özelliklerini tanımamıza olanak sağlayan bir diğer program ise,SoftFSB programı ile overclock'u mümkün kılan H.Oda'nın yazdığı WCPUID programı. Programı çalıştırdığınızda, aşağıdaki gibi bir görüntü ile karşılaşacaksınız.

Bu program freeware (ücretsiz) olmakla birlikte AMD,ve de Intel işlemcileri sorunsuzca tanıyor. Bu programı, buraya tıklayarak indirebilirsiniz. Diğer iki programın sunduğu CPUID ve tampon bellek verilerine ek olarak, sistem veriyolu hızını (FSB),işlemci çarpan değerini,anakartın kuzey ve güney köprülerinde ve görüntü kartındaki çipseti ve revizyon numaralarını,sistemde kullanılan belleğin çalışma hızını ve daha birçok ek veriyi bize sunabiliyor.Bu nedenle bu programı şahsen diğer programlara tercih ediyorum. İşlemcinizin CPU ID'sini belirlemek bu programların Type ID, Family ID, Model ID, Stepping ID kutucuklarında yer alan rakamları birleştiriyoruz.

Ancak özellikle yeni AMD Duron/Thunderbird serisi işlemcilerin kullanıldığı sistemlerde overclock sözkonusu olup olmadığını AMD ve WCPUID yazılımları ile anlamak zor, çünkü overclock edilmiş bir AMD Duron/Thunderbird kullanılan sistemde çoğu zaman çarpan kilidi değiştirilmiş olur, henüz standart çarpan değerini o anki çarpan değeri ile kıyaslayan bir program malesef yok.

Bu sorunu çözmek için , işlemci veriyolu hızının (FSB) ve/veya çarpan değerinin anakartın bios'u üzerinden ayarlandığı anakartlar için hem veriyolu hızı değerini, ve varsa işlemci çarpan değiştirme seçeneğindeki değeri "Default" ya da "Automatic" değerine getirdikten sonra ayarları kaydedip çıktığınızda işlemcinizin açılış ekranında bildirilen hızı ile eski hızı (o zamana kadar açılış ekranında yazan hız) arasında bir fark varsa işlemciniz yüksek olasılıkla overclock edilmiş bir şekilde size satılmıştır.

Bunun dışında işlemci veriyolu hızının ya da işlemci çarpan değerinin anakart üzerindeki jumper ya da dipswitch vasıtasıyla belirlendiği durumlarda kasayı açıp, anakart kitapçığına başvurarak jumperların ya da dipswitchlerin bulundukları konumları, işlemci standart değerleri ile kıyaslamamız gerekecektir.


** UYARI: Kasayı açmanız sistemi garanti dışı bırakabilir,ve de hatalı bir jumper/dipswitch ayarı sonucunda sisteme kalıcı hasarlar verebilirsiniz. HwStation olarak bu yazının eğitim amaçlı hazırlandığını, ve sorumluluk kabul etmeyeceğimizi önceden belirtiriz**

GigaByte 8IEXP (i845E) Anakart İncelemesi

Yeni bir i845E yonga setli anakart incelemesiyle karşınızdayız. Bu yazıda Gigabyte'ın i845E çözümünü inceleyeceğiz. Gigabyte, tanıtılmaya ihtiyaç duyan bir firma değil.

Ülkemizde de ürünleri oldukça popüler. i845E ise Intel'in Pentium 4 işlemcileri için sunduğu DDR 266 çözümü. Yeni 533MHz Pentium4'ler de destekleniyor. Lafı uzatmadan hemen incelemeye geçelim.

Genel Özellikler


- Soket 478 yapı
- Intel i845E yonga seti
- 400 ve 533 MHz FSBdesteği
- MCH:Memory Controller Hub
- ICH4: I/O Controller Hub 4
- FWH: Firmware Hub
- 3 adet 184-pin DDR slotu. Max 2 GB DDR 266 ve 200 desteği.
- Entegre USB 2.0 kontrolcüsü
- Firewire desteği
- On board LAN -Intel-
- PROMISE PDC20276 IDE RAID -ATA 133- kontrolcüsü
- Creative CT5880 ses yongası
- 6 PCI slot
- 1APG slot
- Dual BIOS


Şimdi ayrıntılara girelim.


Kutu ve İçerik



Ürünün şık bir kutusu var. EPOX'larda gördüğümüz çanta dizaynına benzer bir dizayn seçilmiş. Bence de en iyi kutulama bu.


Kutu içeriğine bakalım:



Gördüğünüz gibi kutu içeriği hayli yoğun ve tek resimden anlaşılır gibi değil. Bu yüzden kutu içeriğini tek tek ele alacağız.


USB 2.0 Konnektörü



Anakartın üstünde bulunan 2 adet USB 2.0 çıkışına ek olarak bu konnektör sayesinde 4 ilave USB portuna sahip oluyorsunuz. Genelde hep 2 ilave port veriliyor ancak Gigabyte bu sayıyı 4 yaparak yani toplam port sayısını 6'ya çıkararak , zaten en fazla 6, artı puan alıyor bizden. ECS'de hiç konnektör yoktu.


Firewire konnektörü



Anakartın üstünde onboard firewire çıkışı yok. Ancak kutudan çıkan konnektör ile 3 adet firewire çıkışınız oluyor. Bu da önemli bir artı tabii. Çünkü çoğu anakartta onboard firewire çıkışı olmuyor. Örneğin incelediğimiz ECS i845E'de firewire kontrolcüsü olmasına rağmen ne on-board firwire çıkışı vardı, ne de konnektör. Bunun iki sonucu var. Port ihtiyacınız olduğunda eğer anakart ile konnektör verildiyse hiç sorun olmuyor. Encak ekstra portlara ihtiyacınız yoksa bu portlar da anakartın fiyatında dahil olduğundan kullanmayacağınız bir özelliğe fazladan para vermiş oluyorsunuz. Konnektörsüz olan anakartlar biraz daha ucuz oluyor tabii.


SPDIF konnektörü



Gigabyte bir süre önce Creative ses yongasını kullanmayacağını söylemişti. Kullanılan yonga 4 kanal olduğundan günümüzün standardı 5.1 uyumlu değildi; yani geri kalmıştı. Ancak bu anakartta Creative ses yongası var. Gigabyte yine de standartların tamamen gerisinde kalmamak için bir çözüm bulmuş: Anakartta SPDIF çıkışı var ve gerekli konnektör de kutudan çıkıyor. Üstelik hem koaksiyel hem de optik çıkış var.


Eğer Dolby Digital dekoderli bir ses sisteminiz varsa anakartınıza bağlayarak DVD'lerinizden 5.1 ses alabilirsiniz. Dekoderiniz yoksa 4 kanal ses alabiliyorsunuz. Kısacası Gigabyte, Creative ses yongasına rağmen 5.1 desteğini kısmen sağlamış.


IDE kabloları



Hem onboard IDE hem de RAID kabloları kutudan çıkıyor.


Kitapçıklar



Kutudan bir tane anakart, bir tane de RAID için kitapçık çıkıyor. Ayrıca ek olarak Quick Guide eklenmiş. Yani kitapçığı karıştırmadan sadece bu rehbere bakarak anakartı kurabilirsiniz.


Faydalı bir şema da kutuya eklenmiş.



Bu ufak şemayı yapışkanı sayesinde örneğin kasanın kapağının iç kısmına yapıştırabilirsiniz. Tüm kablo bağlantıları gösterilmiş. Böylelikle LED ya da düğmelerin bağlantılarını yapmak için kitapçık karıştırmak zorunda kalmayacaksınız. Çok iyi düşünmüşler.

Intel'den Yeni Mobil İşlemci: P III-M

Taşınabilir sistemler son zamanlarda oldukça popüler olmaya başladı. Önümüzdeki 5 yıl çin o kadar büyük bir pazar gözüyle bakılıyor ki, üreticileri taşınabilir sistemler üzerine büyük çalışmalar sarf ediyor.

Taşınabilir sistemler son zamanlarda oldukça popüler olmaya başladı. Önümüzdeki 5 yıl çin o kadar büyük bir pazar gözüyle bakılıyor ki, üreticileri taşınabilir sistemler üzerine büyük çalışmalar sarf ediyor.